background

Küresel İklim Değişikliği, Türkiye ve Geleceğimiz Üzerine Düşünceler

       Aydınlanma, sanayileşme ve küreselleşme süreçleri, gündelik yaşam açısından büyük kolaylıklar sağlamıştır. Üretim, teknoloji, ulaşım, sanayi ve altyapı gibi birçok alanda kaydedilen ilerlemeler, mal ve hizmetlere erişimi daha kolay ve ucuz hale getirmiştir. Böylece insanlığın büyük bir kısmı için yaşam kalitesinde artışlar meydana gelmiştir.

       Söz konusu yüksek refah ve artan yaşam kalitesine rağmen, insanlık, zaman içerisinde doğaya ve çevreye karşı duyarsızlaşmıştır. Doğayı kirletmenin, tahrip etmenin büyük bir ilkellik olduğu unutulup, ihtiyaç olandan fazlası istendikçe, doğanın katledilmesine seyirci kalındıkça; felaketler, salgınlar, yangınlar, heyelanlar, depremler, nükleer sızıntılar ve diğer doğal afetler kaçınılmaz olmuştur. Günün sonunda, tüm insanlığı cömert imkanlarıyla besleyen, büyüten, geliştiren yerküremiz, tarihte ilk kez, kaynak yetersizliği sorunu ile tehlike işareti vermeye başlamıştır.

       Hatalar, Riskler ve Tehditler

       Bu sonuca ulaşılmasında, bilhassa Batı’da yaşanan sanayi ve teknoloji patlamasının rolü büyüktür. Özellikle son iki asırda, emperyalist politikalar izleyen Avrupalı devletler, kendi topraklarını, kendi ülkelerini, sanayileşme adına kirletmiş, fosil yakıtları hoyratça kullanmıştır. İşgal ettikleri bölgelerde de çevre felaketlerine ve yoğun kirliliğe yol açan icraatlar tatbik etmekten geri durmamıştır.

       Benzer şekilde, kadim geleneğinde doğayı ve çevreyi bütünüyle korunması gerekli bir değer, yaşam döngüsünün bir aşaması olarak gören Türk Uygarlığı,  bu geleneklerini rant, çıkar ve gündelik yaşamın konforu uğruna terk etmiştir. Medeniyet anlayışından ve hassasiyet gösterilen değerlerden bu türden bir uzaklaşma, birçok olumsuz hadiseye de kapı aralamıştır. Bu hadiselerden bazıları şunlardır:

* Son 20 yılda, 4 milyon hektarın üzerinde tarımsal alan yok olmuştur.

* 440 milyar metreküplük toplam su kapasitemizin ancak 112 milyar metreküpü kullanışlı ve sularımızın sadece %37’si temiz durumdadır.

* Kişi başına yıllık 1347 m3 ile “su stresi yaşayan ülkeler” grubundayız. TÜİK’e göre 2030 yılında kişi başına 1000 m3 ile “su fakiri ülkeler” arasında yer alacağız.

* Sadece 2020 yılında, 20 bin 971 hektarlık ormanlık alan zarar görmüştür.

* 2/B kapsamı altında, yapılan düzmece ihalelerle, ormanlık alanlarımız bir bir yağmalanmaktadır.

* Denizlerimiz, nehirlerimiz ve göllerimiz, her geçen gün kirlenmektedir. Her yıl 5 ile 15 milyon ton plastik, denizlerimize karışmaktadır. 2050 yılında, denizlerimizde balıktan çok plastik olacağı tahmin edilmektedir.

       Uluslararası Kurumlar ve Çevresel İşbirliği

       Anlaşılacağı üzere, ülke bazlı performanslar henüz yeterli seviyede olmasa da, uluslararası kurumlar nezdinde yürütülen çalışmaların daha yapıcı ve umut verici olduğu aşikardır. İnsanlığın çevreye olan duyarlılığı konusunda, en kapsamlı çalışma yapan kurum, kuşkusuz, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’dır. Birleşmiş Milletler’in “temiz ve sağlıklı çevre, insan hakkıdır” şiarından hareketle yürüttüğü çalışmalar ve yaptığı toplantılar tüm dünyada ilgiyle izlenmektedir. 2021 yılında düzenlenen 26. İklim Değişikliği Konferansı’nda da bilinç ve duyarlılık sağlamaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Benzer şekilde, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın (AYM) Avrupa Birliği tarafından benimsenmiş olması ve küresel anlamda yaygınlaştırılması talepleri de insanlık adına önemli bir adımdır. 1972 Stockholm İnsani Çevre Konferansı’ndan Paris İklim Anlaşması’na kadar geçen 50 yıllık süreçte, çevre bilinci oluşturma ve küresel ısınmada farkındalık yaratmada büyük mesafeler alındığı açıktır.

       Bu kurumlarla üyeliklerimiz ve sürdürülen faaliyetlere katılımımız olumlu olsa da, Türkiye için ihtiyacımız olan Acil Eylem Planı ivedilikle hayata geçirilmelidir.

       Ne Yapılmalı?: Acil Eylem Planı Önerisi

1) Küresel iklim değişikliğine bilinç olarak, teşkilat olarak, mevzuat olarak, her anlamda hazırlıklı olunmalıdır.

2) Milli bir su politikası yapılmalıdır. Kurumlararası bir işbirliği mekanizması sağlanmalıdır. Su Kanunu çıkarılmalıdır.

3) Su yönetiminin, Devlet Su İşleri ve yerel yönetimler ile diğer kurum ve kuruluşlar arasında dengesi ve koordinasyonu, sağlıklı bir şekilde belirlenmelidir.

4) Su ve Kanalizasyon İdareleri ile ilgili bir yasaya ihtiyaç vardır. Su ve Kanalizasyon İdareleri Kanunu (SUKİ) çıkarılmalıdır.

5) Yenilenebilir enerji üretimine öncelik verilmeli, rüzgar, su ve güneşten azami ölçüde yararlanılmalıdır.

6) Sanayi sistemlerinin yeşil ekonomiye dönüşmesi için, doğayı kirletmenin cezai yaptırımları arttırılmalıdır.

7) Üyesi bulunduğumuz uluslararası kurumlarla işbirliğimiz geliştirilmeli ve yeni işbirliklerine zemin hazırlanmalıdır.

8) Doğal dengenin sürdürülebilmesi için endemik bitki çeşitliliği ve endemik hayvan türlerinin korunmasına yönelik tedbirler alınmalıdır.

9) Tarımda vahşi sulamadan damlama sulama sistemlerine geçiş hızla tamamlanmalıdır.

10) Geniş bir perspektiften yeşil dönüşümün başlaması yönünde çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Behiç ÇELİK, 2.2.2022